Felsefe

Aristoteles’ten, Atatürk’e…

Zamansız varlıktan, varlıksız zamana; oradan varoluşun zamanına; derken zaman-mekân-hareket üçlüsünün birbirinden bağımsız olmadığının gösterildiği günümüze dek zaman, İlkçağ filozoflarının da dahil olduğu hararetli tartışma konularından biridir. Aziz Augustinus’un İtiraflar’ının[1], XI. Kitabı’nda ele alındığı biçimiyle zaman varlık ilişkisi, günümüzün zaman anlayışına öncül bir çalışma olarak görülebilir. İnsan algısından bağımsız bir zaman anlayışının olanaklılığını sorgulayan Tanrıbilimci bu filozof, zamanı, geçmiş, şimdi ve gelecek olarak ayırarak bilinçle olan ilişkisini ortaya koymuştur: Anımsamayı geçmiş, [...]

2021-03-26T08:39:10+00:00Şubat 7th, 2020|Felsefe, Politika, Yazılar|

Mantık Nedir, Herkes Mantıklı mıdır?

Yaşlı bir insanla konuşurken, onun bir zamanlar çocuk olduğundan şüphe etmeyiz; bu bilgi, onun yaşında içkin (mündemiç) bir bilgidir. Yaşlı kişi bedenin, çocukluk ve gençlik bilgisine sahiptir. Ergenlikte burun morfolojisi nasıl değişecek, ilerleyen yaşlarda cilt nasıl buruşacak bilir. Henüz çocuk olan ise bunları dışsal bilgi olarak bilir; deneyimlememiştir. Belirlenim kazanmış ve zorunlu olan bu işleyişin bir yasalılık taşıdığını, duyu algılarımız aracılığıyla gözlemleyebildiğimiz için yadsıyamayız. Düşünce dünyasına girildiğinde, henüz onun yasalılığını [...]

2021-03-26T08:39:53+00:00Şubat 7th, 2020|Felsefe, Yazılar|

Evi Toparlarken, Varlığın Birliği

Dağınık bir evi toplamamız gerektiğinde, bir yeteneğimize başvururuz: Kategorilerle düşünme. Giysi dolabından başlayalım. Kazaklar kazaklarla, çoraplar çoraplarla (nitelik). Uzun elbiseler bir yana, mini etekler öteki yana (nicelik). Benim tarağım şuraya, karımın tarağı buraya (iyelik). Banyo havluları banyoya, mutfak havluları mutfağa (yer/mekân). En son, banyoyu temizleyeceğim (zaman). Dik durması gereken çizmeler, ayakkabı dolabının rafsız bölümüne (durum). Kadehler, cam bardak dolabına (ilişki). Buruşturduğum (etkinlik) kâğıtlar (edilginlik), çöp sepetine. Aristoteles’e göre, elimizi attığımız [...]

2021-05-29T07:51:06+00:00Şubat 6th, 2020|Felsefe, Yazılar|

Hegel’de Edimsellik

Hegel, kendi felsefesini ortaya koyduğu ilk kitabı olan Tinin Görüngübilimi’nin hemen ilk sayfalarında felsefeye bilimsel bir biçim vermek istediğine değinerek, “bilme sevgisinin”, “edimsel bilme”ye dönüştürülmesinin önüne koyduğu amaç olduğundan söz eder. Edimin varlığı gerçekleşmeye dayanır, ancak gerçekleşirse kavranılır olur. Edimsel olan için erek, bilinçli yönelme, sine qua non bir özelliktir. Edimsel bilme olmadan Hegel felsefesine ait bilgiler donuklaşır, bu durumda bütünsel kavrama artık olanaklı olmadığından, okuyucunun kendisine daha yakın bulduğu [...]

2021-03-26T08:37:16+00:00Şubat 6th, 2020|Felsefe, Yazılar|

Özgün, Öznel, Özsel… Nedir Bu Sözcükler?

Özgün, özgür, özne, öznel, özsel… Bu sözcükleri her kullanışımda, “Konserve Karşıtları Birliği”nden iki melek kulaklarımı çektikten sonra omuzlarıma oturup, ayaklarını boşlukta sallarken, hep aynı soruyu sorarlar: “Bağlantının kalıcı yanını hatırladın mı?” Ezberden ve ezbere konuşmaları, davranışları engelleyen bezdirici bir sorumluluk. Öz kökünden bereketlenen her sözcük gibi, özne sözcüğü de, öz ile, usanmadan, yeniden kurulan her bağlantıda zenginleşecek bir sözcük. Bir bağlantı kurulacaksa, bağlantı kuran ile bağlantı kurulan yan olmalıdır. Yetişkin [...]

2021-03-26T08:36:26+00:00Şubat 6th, 2020|Felsefe, Yazılar|

Diyalektik Nedir?

Einstein’ın “ürkütücü” bulduğu Kuantum Dolaşıklık; iki ya da daha fazla atom-altı parçacığın, birbirlerine olan fiziksel uzaklıklarından bağımsız, eşzamanlı olarak etkileşebileceğinin, başka bir deyişle haberleşebileceğinin ifadesidir. 1935 yılında ortaya atılan bu öngörü, 2008 yılından beri bilimsel bir gerçek olarak ortaya konulmuştur. Etkileşime girmiş iki parçacık, aralarında milyonlarca kilometre de olsa aynı anda, fakat ters yönde etkileşir: Biri saat yönünde dönerse öteki, aynı anda ama saat yönünün tersine hareket eder. İşin ilginç [...]

2021-03-26T08:33:47+00:00Şubat 4th, 2020|Felsefe, Yazılar|

Nesnel Gerçekliğin Olmadığı mı Kanıtlandı?

Bu yılın mart ayı başında önemli bir deney sonucu açıklandı. Nesnel gerçeklik diye bir şeyin olmadığını gösteren bu sonuç, şaşırtıcıydı. Konuyla ilgili yapılan açıklamalar yetersiz kaldı. Binlerce sayfa yazıldı, ama ne olup bittiğiyle ilgili bir türlü tatmin eden bir anlayışa ulaşılamadı. Öznel ve nesnel tanımlarının, “bana göre” anlayışıyla yapılıyor olması, karmaşık durumu daha da karmaşıklaştırdı. Sıradan vatandaş için öznel olan düşünce, nesnel olan ise dış gerçekliktir. “Sıradan” sözcüğüyle yapılan atıf, [...]

2021-03-26T08:32:46+00:00Şubat 3rd, 2020|Felsefe, Yazılar|

Pozitivizm Canımıza Okudu

Aristoteles, Metafizik[1]’inde, hayrete düşen ve şaşıran birinin, bilgisiz olduğunu kabul ettiği için hayrete düşebildiğinden söz eder. Bu nedenle, mitleri sevenin (philomythos) bir bakıma filozof (philosophos) olduğunu söyler. Ona göre mitler, hayret verici şeylerden oluşmuştur. Bu dev akıl, felsefeci değil filozof diyordu; hani, hikmet (bilgelik) sever anlamında; bilgi seven değil. Gelin, biz bir çeviri cinayetine son verelim; bırakalım, felsefeci bilgi sevsin, filozof ise bilgeliği/hikmeti. Antik Yunan’da “Ethos-Pathos-Logos”, “Mythos-Epos-Logos” gibi üçlemeler, içsel [...]

2021-03-26T08:31:28+00:00Şubat 3rd, 2020|Felsefe, Yazılar|

Olay ile Olgu Arasındaki Fark

Etrafı dağlar ve ormanlarla çevrili bir göl düşünün. Kış, tüm şiddetiyle gelmiş, göl donmuş. Donan gölün üzerinde kayan insanlar var. Bu kayanlar arasında bir çift olsun, birbirine çok âşık. Hemen onların yanında, belli ki kaymayı yeni öğrenen bir çocuk. Gölün kenarında, çocuğu kaygıyla takip eden annesi. Gölün öteki tarafında da bir acil durum ekibi olsun, kayarken düşüp bacağını kıran bir adamı sedyeye koyan. Kayanları resmeden bir ressam, durmaksızın kayan bir [...]

2021-06-16T05:56:21+00:00Şubat 3rd, 2020|Felsefe, Yazılar|